* Çalışma odası mümkün
olduğunca fazla sıcak ve ya soğuk olmamalıdır.
* Çalışma odası düzenli
olarak havalandırılmalı ve sessiz olmalıdır.
* Çalışma masası ve
yüksekliği çalışan kişinin boyuna uygun olmalıdır.
* Ders çalışırken müzik
televizyon vs dinlenmemelidir.
* Ders çalışma ortamında,
dikkatin dağılmasına yol açacak resim, afiş gibi malzemeler olmamalıdır,
* Çalışma masası ders
faaliyetinin dışında kullanılmamalıdır.
* Çalışmaya başlamadan
önce, çalışma sırasında gerekli olacak bütün malzemenin el altında bulunması,
dikkatin dağılmaması açısından önemlidir.
ZİHNİN DAĞILMASINI ÖNLEME
* Zihnin dağılması
herkesin karşılaştığı bir durumdur. Buna yol açan sebepler içten ve dıştan
gelir.
* Zihnin dağılmasına yol
açan iç sebepler; hayal kurmak ve endişe etmektir.
*Hayal kurmaya
başladığınızı fark ederseniz ya hayal kurmayı kendinize ödül olarak vererek,
bunu dinlenme aralığınıza erteleyin yada hayalinizi kurmaya devam edin ve
tamamlayınca da dersinize dönün.
* Hayalinizi bir türlü
bitiremiyorsanız kalkıp dolaşın veya hafif fizik egzersizi yapın.
* Zihnin dağılmasına yol
açan dışsal sebepler; odada asılı posterler,yatarak ders çalışmak, müzik
dinlemek, televizyon izlemek, bir şeyler atıştırmak ve gezinmektir.
AMAÇLARIN VE ÖNCELİKLERİN
BELİRLENMESİ
* Zamanı kontrol etmek
hayatı kontrol etmektir.
* Başarılı olabilmek için
enerjinizi, günlük olayların peşinde harcayarak geçirmek değil,amaçlarınız
doğrultusunda kullanmak önemlidir.
* Zamanı öncelikleriniz
doğrultusunda kullanabilmek için uzun,orta ve kısa dönemli amaçlarınızın
belirlenmesi gerekir.(Örnek; kısa dönemli amaç;okul derslerinde başarılı olmak,
orta dönemli amaç;lise diploması almak,uzun dönemli amaç;üniversiteye girmek.)
* Listenin en üstünde yer
alan hayat amacınızı büyük harflerle bir kartona yazıp,çalışma masanıza asın. Bu
daha iyi motive olmanızı sağlayacaktır.
* Bir çok amacı bir arada
gerçekleştirmek kolay değildir. Bu nedenle seçim yapıp en önemli ve kendinizi en
güçlü hissettiğiniz amaca yönlendirin.
* Amacınızı
gerçekleştirmek için her gün belli bir süre ayırın ve bu süreye kesinlikle uyun.
ZAMANI DÜZENLEMEK VE
PROGRAM YAPMAK
* Zamanın etkili bir
şekilde kullanılması günlük programın düzenlenmesiyle mümkündür,
* Zamanı iyi kullanmak
için geçmişte zamanın nasıl ziyan edildiğinin bilinmesi gerekmektedir.
* En iyi ders çalışma
yöntemi;çalışmak,tekrarlamak ve dinlemektir.
* Zaman tasarrufu için
televizyon uzak durun ve programlarda seçici olun.
* Boş geçen her süreyi
tekrar yaparak geçirin,
ÇALIŞMA VE TEKRAR PROGRAMI
* İnsan öğrendiğini çok
hızlı unutur.
* Başta ve sonda öğrenilen
daha çok akılda kalır.
* Uzun bir listeyi
öğrenmeye çalışmak yerine, listeyi daha küçük parçalara bölerek öğrenmek daha
kolaydır.
* Yapılacak çalışmada en
iyi verimi almak için öğrenmeyi 20-40 dakikalık aralıklara ayırmak
gerekmektedir.
* Problem çözerken çözüme
ulaşıncaya kadar ara vermemek gerekir.
* 20-40 dakika arası ders
çalıştıktan sonra 10 dakika tekrar yapmak gerekir,
* Her çalışma aralığı
sonunda 10 dakika dinlenmek gerekmektedir,
* Hiç tekrar yapılmazsa
öğrenilenlerin % 80’i unutulur,
* Notların tekrar
yazılması ve ya çalıştıktan sonra notların tekrar,hızla gözden
geçirilmesi,hatırlamayı pekiştirir,
* Öğrenilenlerin düzenli
aralıklarla tekrarlanması gerekir,
* Gece yatmadan önce gün
içinde öğrenilenlerin 10 dakika süreyle hızlı bir şekilde tekrarlanması,sabah
kalkınca da gözden geçirilmesi bilgiyi pekiştirir.
ETKİN DİNLEME
* Konuyla ilgili ön okuma
yapın.
* Sorular çıkarın,konunun
fikirleri üzerinde yorum yapın,
* Hızlı okuma yavaş
okumadan daha iyi anlaşılır. Bu nedenle hızlı okumaya çalışın,
* Dudakları kıpırdatarak
okuma, okumanın hızını düşürür. Yapılması gereken kelime gruplarını okuyacak
şekilde dikkati toplamaktır.
ÖĞRENMEK İÇİN OKUMA (ETKİN
OKUMA)
* İzleme, sorma,okuma
anlatma ve tekrarlama basamaklarından meydana gelmektedir.
* İzle; genel fikir edinme
ve ana fikri anlamak için bölüme 3-4 dakika göz atmaktır.
* Sor; bölümün hangi
amaçla okunacağı konusunda sorular hazırlamak ve neleri öğrenmek istediğinizi
belirlemektir.
* Oku; hazırlanmış
sorulara cevap alacak şekilde okumaktır.
* Anlat; sadece notlara
bakarak önemli noktaları anlatmaktır.
* Tekrarla; bütünüyle
hafızadan yapılan tekrarlar 4-5 dakika sürer.
Unutmamak gerekir ki
öğrenmek için ders başında çok vakit geçirmek değil, çok sayıda tekrar yapmak
gerekir.
MATEMATİK DERSİNE NASIL
ÇALIŞMALISINIZ.
*Günlük işlenen konuları aynı gün evde bol bol tekrar ediniz.
*Ezberden uzak bol alıştırma çözünüz.
*Önce sorulan soruda ne demek isteniyor onu anlayıp,sonra çözüme geçiniz.
*Genel kurallar ve teoremleri ezberlemeden öğreniniz.(Nereden nasıl geldiğini
biliniz.)
*Mümkünse bir arkadaşınızla birlikte çalışınız,eksiklerinizi karşılıklı olarak
tamamlayınız.
*İşlenen konuyla sorulan soru arasında bağlantı kurarak ,çözüm için hangi
bilginin kullanılacağını iyi tespit ediniz.
*O anda başka şey düşünmeden o konuyla ilgili bildiğimiz şeyleri kafanızda
canlandırarak hangi bilgiyi kullanacağınıza karar veriniz. *"Ben bu işi yaparım"diyerek başlayınız,korkmayınız. *Anlamadığınız konuları öğretmene anlayıncaya kadar sorunuz.
EDEBİYAT DERSİNE NASIL ÇALIŞMALISINIZ.
*Derse
hazırlıklı geliniz,yabancı sözcüklerin anlamını bulunuz.
*Güzel konuşabilmek ve dilinizi geliştirebilmek için ders dışı kaynaklar
üzerinde çalışma yapınız.(Roman,şiir,kitap,gazete vb. okuyunuz.)
*Ödevlerinizi günü gününe yapınız.
*Özellikle 3.sınıfta konular işlenilirken şair ve yazarların yaşadığı dönem ve
sanatçı kişiliklerini biliniz,konuyla bu dönem arasında bağlantı kurunuz.
FİZİK
DERSİNE NASIL ÇALIŞMALISINIZ. *Kendi
kendinize konuyu defalarca okuyunuz,derse hazırlıklı geliniz.
*Dersde öğretmeni iyi dinleyiniz,anlamadığınız yerleri sorunuz.
*Konuyla ilgili bol alıştırma yapınız.
*Ders çalışırken sadece deftere bağlı kalmayıp değişik kitaplardan da çalışınız.
*Konu ile ilgili neden?niçin?sorularına yanıt arayarak ders çalışınız.
*Mutlaka yazarak,dersi ezberleyerek değil ,anlayarak çalışınız.
KİMYA DERSİNE NASIL
ÇALIŞMALISINIZ.
*Kimya
dersini (diğer sayısal derslerde de)sözel bir ders gibi okuyup
geçmeyiniz,yazarak çalışınız.
*Belirli konular ve önemli formülleri ezberleyiniz.
*Yardımcı kitapları da kullanınız.
*İlk konuları bira da olsa anlamadan sonraki konulara geçmeyiniz.
YABANCI DİL DERSİNE NASIL
ÇALIŞMALISINIZ.
*Dersi çok
dikkatli dinleyiniz,kelimelerin telaffuzlarını öğrenmek için derse aktif olarak
katılınız.
*Bol bol okuma ve yazma alıştırmaları yapınız.
*O gün derste geçen kelimelerin anlamlarını eve gidince öğreniniz.
*Yazarak çalışınız
*Her kelimeyi cümlede kullanmaya çalışınız.
*Konuyla ilgili alıştırmaları bol bol yapınız
*Ödevleri günü gününe çalışınız.
*Temelden çalışınız(Ta 1.sınıftan itibaren),eksikleriniz varsa en kısa zamanda
gidermeye çalışınız.
*Konuyu bir bütün halinde kavramaya çalışınız.Kelimeleri inceledikten sonra
konuyu anlayarak deftere yazmaya çalışınız.
*Sınıfta devamlı konuşma çabası içerisinde bulunuz.
*Bu dersi gözünüzde büyütmeyiniz,kendi diliniz gibi bir dil olduğunu bunu da
birilerinin konuştuğunu asla hatırdan çıkarmayınız.
BİYOLOJİ DERSİNE NASIL
ÇALIŞMALIYIZ. *Yazarak ve
şekil çizerek çalışınız.
*öğretmeni derste dinleyiniz,dersi kaçırmayınız.
*Derse hazırlıklı geliniz.
*Akşam o günkü dersi gözden geçirerek not eksikliğinizi gideriniz.
*Hafta sonunda geçmiş konuları aralıklı tekrar ediniz.
*Yaşadığınız çevre ile bağlantı kurarak derste öğrendiğinizi kendinize göre
uygulamasını yapmaya çalışınız.
*Her bölümün sonundaki soruları kendiniz cevaplamaya çalışınız.
*Laboratuvar deneylerie hazırlıklı gelip bizzat katılınız,deney sonuçlarını
kendiniz bulunuz.
*Üniversiteye hazılık sorularını cevaplandırmaya çalışınız.
TARİH-COĞRAFYA DERSLERİNE
NASIL ÇALIŞMALISINIZ.
*Bol bol
okuyunuz,kitabı okuyup anlatmaya çalışınız.
*Yine olmazsa yazarak çalışınız.
*Harita kullanarak çalışınız.
*Tv'de belgeselleri,tarihi filmleri izleyiniz(Ülkelerin tanıtımı,dağların
oluşumu).
*Tarihi olayları sebep-sonuç ilişkisi içerisinde değerlendirirseniz öğrenmeniz
kolaylaşacaktır.
*Geçmişteki tarihi olaylar arasında bağlantı kurarak öğreniniz.
*Tarihi ve sosyal olaylarla coğrafi çevre arasında ilişki kurunuz.
*Tarihi olayları zamanları ile öğreniniz,olayların geçtiği çağın özelliklerini
düşünüp değerlendirmek öğrenmeyi kolaylaştıracak,kalıcı bilgi edinmenizi
sağlayacaktır.
FELSEFE DERSİNE NASIL
ÇALIŞMALISINIZ.
*Derse
hazırlıklı geliniz.
*Felsefede düşünme sistemlerini olduğu gibi kabul etmeyip,eleştirici bir
yaklaşımla o görüşe karşı çıkabilmeyi öğreniniz.
*Sosyolojide öğrenilen konuları sosyal çevreyle bağlantı kurarak
değerlendiriniz.
*Bol bol tartışmalara katılınız.
*Mantıkda bol alıştırma yapınız.
*Kavramları sözlük veya ansiklopediden öğreniniz.
*Felsefe yapabilmek için sık sık kitap okuyunuz.
*Düşünmenin önemli olduğuna inanınız.Çünkü hayat bir felsefedir.
GEOMETRİ DERSİNE NASIL
ÇALIŞMALISINIZ. *Önce
geometrik kavramlar öğrenilmeli.
*Özellikle üşgenle ilgili özellikler mutlaka en güzel şekilde bilinmelidir.Gerekirse
üçgenle ilgili soruları çözmeye başlamadan önce bu özelliklerin bir kağıda özeti
çıkarılmalıdır.
*Bütün bu özellikleri çevremizdeki üçgen şekillerle bağlantısını kurmaya
çalışalım.
*Mutlaka ama mutlaka günde en az 10 geometri sorusu çözünüz.
*Soruda verilenlerin mutlaka o sorunun çözümünde kullanılması gerektiğini
unutmayalım.Bunu kullanırken de verilenin hangi özellikle ilgili olabileceğini
tespit ediniz.
*Dersde en güzel şekilde anlasanız bile tekrar ederken:" Daha değişik nasıl
yapılabilir?"sorusuna cevap aramadığınız müddetçe o anladığınız
buharlaşıp,kabınız yine boş hale gelecektir.
*Öss'de matematik sorularının üçte birinin Geometri sorularından oluştuğunu
aklımızdan kesinlikle çıkarmayalım.
Not :Herhangi bir ders için
geçerli olan yöntem diğeri için de geçerli olabilir.Ancak ağırlıklı olarak
belirtilen yöntemler geçerlidir.
1.
Ergenlik döneminde yaşanan fiziksel değişimler nelerdir?
Genel
olarak ele aldığımızda bu dönemde gençlerde fiziksel olarak değişiklikler
gözleniyor. Boyları uzuyor, kiloları artıyor, cinsel organlarda
değişikler oluyor. Yüzde sivilceler oluşuyor. Gençler cinselliği keşfetmeye
başlıyorlar. Ancak yetişkinler dünyasına adım atmaya hazırlanan gençte fiziksel
gelişme olsa bile, ruhsal gelişme aynı oranda olmadığı için bir uyumsuzluk
oluşuyor. Ruhsal donanımları fiziksel gelişimleriyle orantılı olmadığı için bir
iç çatışma yaşanıyor.
2. Bu
dönemde gençler, psikolojik olarak nasıl etkilenir?
Ergenlik döneminde genç kendisini yalnız hisseder ve vücudundaki, ruhsal
dünyasındaki değişikliklerden korkar. Cinsel anlamda farklılıklar yaşar. Ve
hissettiği bu karmaşayı dile getirmekte zorlanır. Yaşadığı bu hassas döneme
ailesini katmakta zorlanır. İçinde bulunduğu her şeyi reddeden bir tutuma
girebilir. Bu da onun fiziksel ve ruhsal yapısını bloke edecektir.
Bu
dönemde birçok ailenin çocuklarının birdenbire yetişkin olmalarını kolay
kabullenemediklerini gözlüyorum. Anne babalar okuldaki ödevlere, arkadaş
seçimine, gelecekle ilgili planlara fazla müdahale edebiliyorlar. Gençlerle
yaptığımız psikoterapilerde birçoğundan “Arkadaşlarıma babama çok şey
anlatabilirim. Ama benin gerçekten kim olduğunu, içimden gerçekten neler
geçtiğini asla söyleyip anlatamam” sözlerini duyuyoruz. Bu sözlerde yetişkinler
dünyasına çok önemli mesajlar var.
Gençler
için bu dönemde okul, arkadaşlar ve ebeveynler çok önem kazanıyor. Genç, farklı
olma, kendini akıllı bulmama duygusu, kendisinin ve ailenin beklentilerine ayak
uyduramama duygularıyla mücadele ediyor. Yetişmekte olan gençler için kendi
bedenleri çok önemli bir problem teşkil ediyor. Nasıl gözüktüklerine inanılmaz
derecede önem veriyorlar. Tabii bunda ergenlik dönemi kadar ve medyanın
kadın-erkek kavramıyla ilgili oluşturduğu prototipler de çok etkili oluyor.
Aileler de cinsellikle ilgili kültürleri sınırlı olduğu için gençlere çok fazla
yardımcı olamıyorlar. Türkiye’deki eğitim sisteminin yalnız başarıyı hedeflemesi
gencin ruhsal ve bedensel gelişimini ön plana almaması bütün yükü ailenin
omuzlarına yıkıyor.
Birçok
genç erken yaşlarda dünya ile tanışıyor, erken yaşta iş aramaya başlıyor.
Bağımsızlığı için kararlar almak istiyor. Ancak bağımsız olmak için attıkları
adımlar yetişkinler dünyasında gerekli ilgiyi bulamayıp ciddiye alınmıyor, ya da
reddedilip geri çevriliyor.
3.
Ergenlik sorunlarını aşmak için neler yapılmalı?
Aileler
bu dönemde cinsellikle ilgili konuları çocuklarıyla konuşmakta zorlanıyorlar.
Çünkü anne-babalar birkaç kuşak öncesinden devraldıkları dayatmacı kalıpçı
modeli taşıyorlar. Bu konuda konuşacak kültürleri sınırlı. Ama bir yandan da
medya birçok değer yargısını sorguluyor, her şey hızla değişiyor. Aile buna ayak
uyduramadığı içina genç ailesini de sorguluyor. Kuşaklar arası kriz yaşanıyor.
Gençlerin bu dönemde yetişkinler dünyasının hakimiyetini reddettiğini
unutmamamız gerekiyor. Bu yüzden ailelere sorunların aşılması için gençlerin
dünyasına inen bir eşlik etme ve paylaşma öneriyorum. Anneler kızlarıyla,
babalar da oğullarıyla sorunları paylaşabilir. Örneğin cinsellikle ilgili
yaşanan sorunlarla ilgili kendisinin de ergenlik döneminden geçtiğini, benzer
sorunları yaşadığını anlatabilir, kendisini nasıl hissettiğini, hangi sorunları
yaşadığını sorabilir, dinleyebilirler. Ama öğretici, dayatmacı bir pozisyonla
yaklaşmamaları gerekiyor.
Ergenlik döneminde okul, aile ve çocuk üçgeninin ilişkileri iyiyse sorunlar en
aza iniyor. Bu dönemde okullarda da yaş gruplarına yönelik ortak grup
faaliyetleri oluşturulmalı. Gençler sorunlarını paylaşmalı, içlerindeki sesi
saklı tutarak kendilerini bloke ettiklerini unutmamalılar. Aileler gençlere
sıkıntı duydukları konuları anlatacak bir iletişim biçimi oluşturmalı. Ben
yetişmekte olan gençlerin onları algılayıp verdiği yerin ötesinde daha geniş
açılı ve akıllı olduklarını görüyorum. Yaptığımız terapi çalışmalarında onların
yetişkinler dünyasındaki kalıp ve düşünceleri çok ciddiye aldıklarını
gözlüyorum. Bu yüzden bir çoğu toplumdan ve ailelerinden aldıkları yanlış
yönlendirmeler ve mesajlar yüzünden güvensizliğe itilip ergenlik döneminin
pozitif yönlerini yaşayamıyor, kendini önemsiz görüyor. “Benim geleceğim ne
olacak?” sorusu gençlerin zihnini fazlasıyla tedirgin ediyor. Bu da onları
korkulu, özgüveni olmayan bağımsız davranmayı öğrenemeyen, depresif bir
pozisyona sürüklüyor
Sınava az bir zaman kala artık hedefin ya da hedeflerin belirgin bir şekilde ortaya konması gerekir. Bu aşamadan sonra hedeflerinizde yapacağınız değişiklikler sizin zihninizi allak bullak edeceğinden çalışmak için gerekli olan konsantrasyonunuzu bozabilir. Meslek seçimi yaparken belli kıstasları göz önünde tutmanız, gelecek adına atılacak en önemli adım olsa gerek. Çünkü insan hayatının yarısı işinde yarısı evinde geçiyor. O nedenle doğru iş ve doğru eşin önemi aşikar.
Bir mesleği seçerken nelere dikkat etmeliyiz? Belki de seçeceğiniz mesleği belirlemede en can alıcı soru bu. Meslekten ne gibi beklentileriniz var? Sizin ilgileriniz, bedensel ve zihinsel yapınız seçeceğiniz meslekle ne derece örtüşüyor? Meslekler hakkında en doğru bilgiyi nasıl elde edebilirsiniz? İşte bütün bu sorulara vereceğiniz doğru yanıtlar, doğru mesleği seçmenizde baş rolü oynayacaktır.
İlk başta bir meslek sahibi olmaktan beklentilerinizin ne olduğunu ortaya koymanız gerekiyor. Sizin için önemli olan statü mü, elde edeceğiniz maddi gelir mi, çalışma koşullarındaki rahatlık mı, çalışma ortamının uygunluğu mu, manevi açıdan tatmin etmesi mi, iş bulmada yaşayacağınız kolaylık mı? Bütün bu soruları göz önünde tutarak kendinizi çok iyi etüt edip, meslekler hakkında en doğru bilgilere ulaşarak bir kesişme noktası bulmalısınız. Bunun için atılacak en önemli adım ilgilerinizi, yeteneklerinizi, kişiliğinizi, bedensel-zihinsel artı ve eksilerinizi ortaya çıkarmaktır.
Peki, bir insan kendini nasıl tanıyabilir? Bu konuda dört farklı insan grubunun düşüncelerini ölçü olarak kabul etmek en doğru yol olacaktır. Çünkü insanın sadece kendisi objektif değerlendirme yapamayabilir. Dört farklı kanattan yapılan değerlendirmeler daha doğru sonuçlara götürecektir. Bu dört farklı kanadı şöyle sayabiliriz: siz, aileniz, arkadaşlarınız ve öğretmenleriniz. Bunların değerlendirmesi sonucunda ortaya çıkan kesişim, yetenekleriniz, ilgileriniz, kişiliğiniz hakkında genel bir şablon ortaya koyacaktır. İşte bu şablonla paralellik gösteren meslek, sizin için en ideal meslektir denebilir. Kişiyi etüt ederken kullanılacak kıstaslar nelerdir? Bunlar: okulda başarılı olunan ve hoşlanılan dersler, yetenekler (sözel-sayısal yetenekler, şekil algısı, uzay ilişkileri, renk algısı, bellek, ayrıntıya dikkat, mekanik yetenek, bir işi planlayabilme, el-parmak becerisi, el-göz işbirliği), ilgiler (matematik ilgisi, temel bilim ilgisi, sosyal bilim ilgisi, insan bilimleri ilgisi, ziraat ilgisi, mekanik ilgi, ikna ilgisi, ticaret ilgisi, iş ayrıntıları ilgisi, edebiyat ilgisi, güzel sanatlar ilgisi, müzik ilgisi, sosyal yardım ilgisi), kişilik (heyecanlı-sakin, içine kapanık-dışa dönük, yönetme-yönetilme, güler yüzlü-ciddi, duygusal-mantıklı).
İlk olarak okul başarınızı değerlendirmeniz gerekiyor. Lisede okutulmakta olan derslerin hangilerinden başarılısınız ve hoşlanıyorsunuz? Örneğin matematikten hoşlanmayan bir öğrencinin tutup da inşaat mühendisliği yazması akıllıca olmasa gerek. Ya da biyoloji dersinden başarısız olan ve bu dersten hoşlanmayan bir öğrencinin tıp ya da genetik mühendisliğine yönelmesi ileride sıkıntılara yol açacaktır.
Çok önemli olan bir diğer faktör de yeteneklerdir. Bu yetenekleri sözel-sayısal akıl yürütme, şekilleri algılayabilme, uzay ilişkilerini görebilme, renkleri algılayabilme, ayrıntıları görebilme, mekanik yetenek, el-parmak becerisine sahip olma, el-göz işbirliği olması şeklinde sayabiliriz. Şimdi sırasıyla bu yeteneklere uygun olan mesleklerin ne olduğu sorusunu yanıtlayalım.
Sözel akılcılık ve sözel akıl yürütme yeteneği, sözcükleri ustalıkla kullanmayı, zengin bir sözcük dağarcığına sahip olmayı ifade eder. Bu yeteneğe sahip olanların arşivcilik, felsefe, gazetecilik, halkla ilişkiler, hukuk, psikoloji, radyo-televizyon, rehberlik ve psikolojik danışmanlık, ilahiyat, sosyoloji ve öğretmenlik türü meslekleri tercih etmeleri mantıklı olacaktır. Sayısal akıl yürütme ve hesap yapabilme yeteneklerine sahip olanların mühendislikleri, matematik, fizik, istatistik bölümlerini, işletme, iktisat türü eşit ağırlıktan öğrenci alan programları tercih etmeleri uygun olur.
Şekilleri algılayabilme özelliğini taşıyan öğrencilerin mimarlık, peyzaj mimarlığı, gemi inşaatı, seramik ve inşaat mühendislikleri, güzel sanatların bölümleri, endüstri ürünleri tasarımı, şehir planlama türü bölümlere yönelmeleri gerekir. Uzay ilişkilerini görebilme yeteneğini taşıyanların mimarlık ve çeşitleri, diş hekimliği ve ilgili bölümleri, tekstil, makine, taş, takı ve bununla ilgili bölümleri hedeflemeleri doğru olacaktır.
Renkleri algılayabilme özelliğine sahip olanların biyokimya, kimya, grafik, güzel sanatların bölümleri, tekstil, dişçilik, sinema-tv; ayrıntıları görebilenlerin, istatistik, astronomi, sinema-tv, diş hekimliği, gazetecilik, iktisat, işletme, maliye, bilgisayarla ilgili bölümlere yönelmeleri onlar adına isabetli olacaktır.
Mekanik yetenek, bir makinenin işleyişi, parçaları arasındaki ilişkiyi, makine tamiri ve yapımı konusunda yeteneği ifade eder. Bu yeteneği taşıyanların, makine, gemi, uçak, tekstil türü mühendisliklere, otomotiv, tarım makineleri, diş hekimliği bölümlerine yönelmelerini öneririm. El-parmak becerisi, eller ve parmakları ustalıkla kullanabilmeyi dile getirir. Kuyumculuk, cerrahlık gibi küçük objelerle uğraşmayı gerektiren mesleklerde (diş hekimliği, mimarlık, güzel sanatların bölümleri, konfeksiyon, seramik, aşçılık vb.) Çalışanların bu yeteneklerinin gelişmiş olması önemlidir. El-göz işbirliği, düz çizgi çizebilme, bir hedefi uzaktan vurabilme gibi becerilerde ifadesini bulur. Bu yetenek mimarlıkta, sanatta, kaynakçılıkta, marangozlukta ve cerrahi alanda başarı sağlayabilmek için gerekli olan bir yetenektir.
Meslek tercihi yaparken, bir diğer dikkat etmeniz gereken nokta ilgilerinizle seçeceğiniz mesleğin uygun olmasıdır. Matematiğe ilgi duyuyorsanız, matematik, matematik mühendisliği, istatistik gibi bölümleri; temel bilimlere ilgiliyseniz fizik, kimya, biyoloji derslerinin yoğun olduğu programları; sosyal bilimleri seviyorsanız, psikoloji, sosyoloji, tarih, felsefe türü derslerin yoğun olarak gösterildiği bölümleri (gazetecilik, sosyal bilgiler öğretmenliği, antropoloji, halkla ilişkiler vb) tercih etmeniz başarınızı artıracaktır.
Hayvanlara ve bitkilere ilgi duyuyor, doğayla baş başa olmaktan hoşlanıyorsanız, veterinerlik, bitkisel üretim, su ürünleri, seracılık gibi bölümlere yönelmeniz doğru bir yol olacaktır. Ticarete ilgiliyseniz, işletme, sermaye piyasası, sigortacılık, sağlık kurumları işletmeciliği gibi bölümlere tercihlerinizde yer vermenizi öneririm. Edebiyatla haşir-neşir olmaktan, eleştirmek ve yazmaktan hoşlananlara, gazetecilik, türk dili ve edebiyatı, felsefe, halkla ilişkiler, kütüphanecilik, iletişim sanatları, sinema-tv; sosyal yardımdan ve insanlara ilgi göstermekten hoşlananlara, tıp, hemşirelik, rehberlik ve psikolojik danışmanlık, psikoloji, sosyal hizmetler bölümlerini tavsiye ediyorum. Biyoloji ve kimyaya ilgili olanların biyokimya, eczacılık, moleküler biyoloji ve genetik mühendisliği, biyoloji ve kimya öğretmenliklerine yönelmeleri başarılarını artıracaktır.
Araştırmacı, meraklı, sabırlı ve kararlı olan öğrencilere, astronomi, biyoloji, fizik, gazetecilik, arşivcilik, bilgisayar programcılığı gibi meslekleri yazmalarını öneriyorum. Başkaları ile birlikte çalışabilen, uyumlu olan, başkalarını organize edebilenlere daha çok grup çalışmasını gerektiren meslekleri (bankacılık, gazetecilik, halkla ilişkiler, işletme, kamu yönetimi, yöneticilik pozisyonuna gelebilecek mühendislikler vb) tavsiye ediyorum. Dışa dönük, güler yüzlü, hoşgörülü olan gençlerin insanlarla bire bir ilişki kurmaları gereken mesleklerde (öğretmenlikler, diş hekimliği, doktorluk, halkla ilişkiler, bankacılık vb) daha başarılı olacaklarını söyleyebilirim. Bazı meslekler vardır ki soğukkanlılık ister. Hemşirelik, tıp, gazetecilik, rehberlik ve psikolojik danışmanlık bu mesleklere örnek verilebilir. Bazı mesleklerde başkalarını dinleyebilen, kendisi ile barışık olan kişiler daha başarılı olurlar. Bu yapıda olanlara tıp, diş hekimliği, psikoloji, rehberlik ve psikolojik danışmanlık, hemşirelik gibi bölümlere yönelmelerini tavsiye ediyorum. Bazı öğrenciler titiz, tertipli ve düzenlidirler. Bu yapıdakilere uygun meslekler olarak eczacılık, maliye, peyzaj mimarlığı, arşivcilik, kütüphanecilik türü meslekler sayılabilir. Girişken ve ısrarcı olan gençler, gazetecilik, hukuk, sigortacılık, pazarlamacılık, turizm işletmeciliği, seyahat işletmeciliği gibi bölümlere yönelebilirler.
Şunu tekrar hatırlatmakta fayda var, bu sınav başarıya giden yollardan sadece biri. Bu yol, bu yıl için kapalı olsa da,daha sonraki senelerde bu yolu tekrar deneme şansına sahipsiniz. O nedenle illa ki kazanayım düşüncesiyle okumayacağınız bölümlere tercihlerinizde yer vermemeye çalışın. Şunu hiçbir zaman unutmayın ki, yanlış bir bölümü tercih edip o mesleğe mahkum olma ileride mutsuzluğunuza sebep olacaktır. Eğer imkanınız ve sabrınız varsa, bir sonraki sene tekrar hazırlanmayı göze alabiliyorsanız, sırf üniversiteli olma amacıyla tercih yapmayın. Çünkü şu an uygulanan sistemde açık öğretim haricinde bir bölümü kazandığınızda (kayıt yaptırıp yaptırmamanız önemli değil), bir sonraki sene ağırlıklı orta öğretim başarı puanınızın (aobp) katkısı yarı yarıya azalacaktır. Bundan dolayı bir sonraki sene, istediğiniz bölümü kazanma şansınız düşecektir..
Tercihlerde bir diğer dikkat edilecek nokta sıralamanın istek sırasına göre yapılmasıdır. Bir bölümün puanı yüksek diye o bölüme öncelik tanınmamalıdır. Tercih listenizi mutlaka uzman bir kişiyle oluşturmaya çalışın. Ve her tercihinize "bir alttaki bölüme girsem daha mı mutlu olurum?" sorusunu yönelterek karar verin. Eğer cevabınız olumluysa sıralamanızda bir problem var demektir
.
Sınav kaygısı
öğrencinin sınav anında potansiyeli tam olarak kullanamamasıdır. Öğrenciler
sınav anında olumsuz iç konuşmalarla kendilerini etkiler ve düşünülen bu
olumsuz konuların doğruluğuna inanırlar. Bunun sonucu öğrenci çalışmasının
karşılığını alamamaktadır.
Kaygı,
insan davranışını yönlendiren motive eden bir özelliğe sahiptir. Ancak aşırı
düzeyde yaşanması bizi engellemektedir. Kaygı ile baş etme derken, sınav
durumlarında aşırı bir rahatlık ve gevşeme kesinlikle kast edilmemektedir.
Sınavlar sonrasında bir konu ile bilgilerimizin değerlendirilmesi söz
konusudur. Sınavlar öğrencinin kişiliğini yada genel anlamda başarılı yada
başarısız olduğunu değerlendirmez. Sınavda göstereceğiniz performansa göre
kendiniz için saptamış olduğunuz amaçlara ya hemen ulaşmanız yada bir başka
sefere ertelemeniz söz konusudur. Bu açıdan bakıldığında performansınızı
elinizden geldiğince az hata ile tamamlamak istemekte bunun içinde belli bir
düzeyde kaygı yaşamak son derece doğaldır. Önemli olan kaygı düzeyinin sizin
performansınızı olumsuz yönde etkileyecek yerlere gelmemesidir.
Herhangi bir
duygunun oluşmasında, üç ana boyut vardır; Bunlardan ilki, dış çevremizde
oluşan olaylardır. Örneğin, birinden hediye aldığımızda mutlu oluruz, Yakınlarımızı
kaybettiğimizde üzülürüz, karanlıkta biri karşımıza çıkarsa korkarız, sınavlar
sırasında heyecanlanırız. İkinci boyut, fizyolojik tepkilerimizdir. Örneğin, kalp atışlarında artış,
midemizin sıkışması gibi Son boyut ise dış olaylarla ilgili geliştirmiş olduğumuz inançlarımız olaylara
yüklediğimiz anlamlar, özetle kafamızın içinde yaptığımız monologlar yada iç
konuşmalardır.
Sınav
heyecanında kendiliğinden ortaya çıkan bizim elimizde olamayan bir şey
değildir. Kendimizi heyecanlı hissetmemize yol açan bizim kendi
düşüncelerimizdir. Düşüncelerimizin kaynağı da bizdedir. Düşünceyi biz
başlatır biz bitiririz. Bizim dışımızda hiç bir olay bizi şu veya bu şekilde
düşünmeye yönlendirme gücüne sahip değildir. Sınav öncesinde kendimize bu
sınavı başaracağım dersek başarmamız daha kolay olur. Ama yapmayacağım,
başaramayacağım gibi olumsuz düşünceleri aklımızdan geçirirsek, bu bizim
sınavda başarısız olmamıza yol açar.
Sınava başlamadan kısa bir süre önce hissedilen duygu hali genellikle
heyecandır. Beyin bir süre sonra karşılaşacağı soruları yanıtlayabilmek ve
gerekli olan beyin fonksiyonlarını yarine getirebilmek için hazırlık
aşamasındadır. Önemli olan bu doğal sürecin kaygıya ve paniğe
dönüştürülmemesi, algılama, anlama, yorumlama, hatırlama gibi bilinçsel
etkinliklerin olumsuz yönde etkilenmemesidir. Öğrenciler kimi zaman bu doğal
süreçten "Eyvah kaygılanıyorum, bildiklerimi unutacağım, şimdi heyecandan elim
ayağıma dolaşacak" gibi iç konuşmalarla olumsuz yönde etkilenebilmektedirler.
Hatta kaygılanmamak için yeni kaygılar üretebilmektedirler. Bu koşullar
altında birey etkili ve verimli düşünemediği algılama, hatırlama becerilerinin
de istediği düzeyde kullanamamaktadır.
Tekrar
hatırlatılması gerekirse aslında sizi sınav esnasında heyecanlandıran bu tür
düşünceler ver iç konuşmalardır. Sınava başlamadan kısa bir süre önce
heyecanlanmaya başladığınızı fark ettiğinizde, bunu diğer tüm öğrenciler gibi
sizinde yaşadığınızı, bunun doğal olduğunu ve hatta sınavda başarılı olabilmek
için bu heyecanın gerekli olduğunu kendinize söyleyin. Örneğin, sınavdan önce
kendi kendinize sınavda başarılı olacağım, sınav esnasında rahat olacağım,
soruları dikkatli okuyacağım sınavdan sonra sınav kötü bile geçse bir dahaki
sefere daha iyi çalışırım gibi şeyler söyleyebilirsiniz.
Gerek Ergenlik Gerekse Gençlik Dönemleri İnsan Yaşamının En Güzel, En Mutlu Ve
En Güçlü Dönemleri Olurken, Aynı Zamanda Birer Kriz Ya Da Bunalım Dönemleridir.
Aslında Her Değişim Bir Durumdan Ötekine Geçiş İle Eski Alışkanlıklardan
Sıyrılıp Yeni Koşullara Uyma Zorunluluğunu Getirdiğinden, Kendine Göre Bir
Zorluk Taşımakta, Dolayısıyla Bir Kriz Ya Da Bunalım Dönemi Olarak
Adlandırılabilmektedir. Buna Göre, Gençlikten Orta Yaşa, Orta Yaştan Yaşlılığa,
Öğrencilikten İş Yaşamına, İş Yaşamından Emekliliğe, Bekarlıktan Evliliğe Ve
Yine Evlilikten Bekarlığa Yahut Dulluğa Geçişlerin Her Biride Kendine Göre Birer
Kriz Ve Bunalım Dönemleridir. Ancak, Gerek Biyolojik, Gerekse Sosyal Bakımdan En
Önemli Bir Değişiklik Sayılan Ergenlik Ve Gençlik Dönemleri Bunların Arasında
Daha Bir Belirginlik Taşır. İşte Belki De Bu Yüzden Yıllar Boyunca Ergenlik Ve
İlk Gençlik Dönemleri Halk Arasında Oldukça Şatafatlı Sözlerle Belirlenmiş
"Buhran Çağı", "Delikanlılık", "Ateşli Gençlik", "Kabına Sığmazlık" Gibi
Deyimler Hep Bu Dönemi Anlatmada Kullanılmıştır. Dikkat Edilirse, Bu Kullanım
Bir Yandan Özenme Ve Hasret, Bir Yandan Da Kıskançlık Taşımaktadır.
Fransız'ların Bir Deyişi Olan "Gençlik Bile Bilseydi,
İhtiyarlık Yapabilseydi" Sözünde, İhtiyarlığın Bilgisizliği Vurgulanmakta Ve Bu
Gibi Deyimlerin Hep Daha Yaşlı Kuşaklar Tarafından Yaratıldığı Da Göz Önüne
Alındığında, Yaşlıların Sanki Umutsuzluklarının Acısını Gençliğin
Deneyimsizliğini Vurgulayarak Kendilerini Daha Üstün Görmek Yoluyla Çıkardıkları
Düşünülebilir (Koptagel-İlal, 1991).
ERGENLİK ÇAĞI
NE ZAMANDIR?
Ergenliğin Ne Zaman Başlayıp Ne Zaman Sona Erdiği Çeşitli Görüşlere Göre
Tartışmalı Ve Değişiktir. Kabaca Söylenecek Olursa, Ergenlik Buluğ İle Başlar Ve
Gencin Erişkinliğe Varmasıyla Da Biter. Ama, Bu Gerçekte Ne Zamandır? 1889'da
İngiliz Yazarı Thomas Da Quincey Şöyle Diyordu: "Erkeklik Ne Zaman, Hangi
Testle, Hangi İşaretle Başlar? Fiziksel Olarak Bir Ölçüye, Yasal Olarak Bir
Ölçüye, Ahlak Açısından Bir Üçüncü, Düşünsel Açıdan Da Bir Dördüncü Ölçüye Göre
Başlar, Oysa Hiç Biri De Kesin Değildir." Aslına Bakılırsa, Bu Deyişte Büyük
Gerçek Payı Vardır. Çocuk Büyüyüp De Fiziksel, Biyolojik Olgunluğa Erince 13-14
Yaşlarında Biyolojik Bakımdan Erişkin Fonksiyonlarını Yapabilecek Duruma
Gelmiştir. En Azında Cinsel Fonksiyon Söz Konusu Olduğunda Bu Böyledir. Buna
Rağmen, Bu Yaşta Hatta Daha Sonraki Yaşlarda Bu Genç İnsan Bazı Toplumsal
Kurallar Ve Yasalar Açısında Erişkin İşlevlerine Yetkili Sayılmamaktadır.
Örneğin; Kişi Bazı Ülkelerde 18, Bazılarında 21 Yaşına Gelmeden Reşit Sayılmaz.
Bankadan Parasını Çekemez. Yasal Açıdan Özerk Değildir. Nerede Oturacağına
Kendisi Karar Veremez. Yasal İşlemler Karşısında Bir Veli Tarafından Temsil
Edilir.
Bugün Biyolojik Ve Psikolojik Olarak Erinlik Çağını 10-12 Yaşalar İle 16-18 ,
Hatta Bazı Hallerde 20 Yaşlar Arasındaki Dönem Olarak Kabul Ediyoruz. Ne Var Ki,
Yüzyıl Önce Thomas De Quincey'in De Dertlendiği Gibi, Bu Sınırları Hala Kesin
Olarak Çizemiyoruz. Ergenlik (Adölesans) Jenerik Adı Altında Anılan Bu Çağ
İçinde Bir Arada Tanımlana Ama Bir Birinden Oldukça Ayrıcalıklar Gösteren Bir
Kaç Gurubu Buluyoruz Aslında. Bu Konudaki Geniş Çapta Bilimsel Yayınlar, Konuyu
Derinlemesine Araştırmaya Çalışmakla Birlikte Daha Henüz Bu Ayırıma Tam Bir
Açıklık Getirememişlerdir.
Ergenlik Çağını Kendine Özgü Görevleri, İstekleri Ve Uyum Olanakları Olan Üç
Belirgin Döneme Ayırıp, Ayrıca Her Dönemi De Kendine Öz Cins, Irk Ve Sosyal
Sınıf Ayrıcalıkları Bakımından İncelemek Yararlı Olur. Ergenlik Evrenindeki Bu
Ayırım Yetersizliği Aslında Bu Kavramın Yeniliğinden Gelmektedir. Ergenliğin
Kültürel Açıdan Tanınması Endüstri Devriminin Bir Yan Ürünüdür. Endüstri
Devriminden Önce Artık Biyolojik Açıdan Çocuk Olmayan, Fakat Erişkin Rolüne De,
Özellikle İş Ve Meslek Bakımından, Hazır Olmayan Böyle Bir Ara Sınıf Yoktu.
Eskiden Kişi Biyolojik Değişimiyle Birlikte Yavaş Yavaş Çocuklukta Erişkinliğe
Geçer Ve Bu Her İki Dönemde Birbiriyle Sürer Giderdi. Ayrıca, Erişkinliğe
Hazırlıkta Yavaş Yavaş Hatta Daha Çocukluk Yıllarından Başlayarak İlerler Ve
Çocuklar İlerde Benimseyecekleri Erişkin Rolleri Doğrudan Doğruya Gözlemleyerek
Öğrenirlerdi. Bazı İlkel Gruplar Da Bir Takım Törenler Ve Sınamalar Da Bulunup
Çocukluktan Erişkinliğe Geçişi Belirlerlerdi.
Doğa Koşullarına Sıkı Sıkıya Bağımlılık İçinde Ve İnsan Gücüne Dayanan Yaşam
Örneklerinde Gencin Bedensel Gücü, Cesaret Gösterileri Acıya Dayanıklılık
Dereceleri Bu Büyümeyi Saptayan Ölçüler Olurken, Daha Sonraları Mistik Ve Dinsel
Bazı Törenler De Artık Simgesel Nitelikte Bile Olsa, Günümüzde Bu İlkel
Törenlerin İzlerini Taşımaktadırlar. Örneğin; Hıristiyanlık' Taki Konfirmasyon
Ya Da Museviler'deki Barmitzva Törenleri Kişinin Çocukluktan Çıkıp O Toplumun
Erişkinler Grubuna Katılmasının Erişkinliğin Sorumluluklarına Hazır Olmasının
Başlangıcını Belirten Simgesel Davranışlardır. Ne Var Ki, Günümüzün
Endüstrileşmiş Toplumlarında Bu Törenler Asıl Anlamlarını Çoktan Yitirmiş
Simgeler Olarak Kalmakta Ve Ergenin Oluşumu İçinde Bulunduğu Toplum Koşullarına
Göre Süregitmektedir. Toprakla Uğraşan Ve Geniş Aile Geleneğinin Hala Egemen
Olduğu Kırsal Kesim Toplumlarında Ergenlik Başlı Başına Psikolojik Ya Da Sosyal
Bir Olay Olmazken, Endüstrileşmiş Tüketici, Kentsel Kesim Toplumlarında Ergenlik
Çağı Sorunları Önemli Boyutlara Ulaşmış Olarak Belirmektedir.
Ortalama İnsan Yaşamının Hemen Hemen 1/10'unu Kapsayan Bir Dönem Olan Ergenlik
Çağı Kişinin Yaşamının Önemli Değişikliklerini İçeren Bir Çağdır. Ergenliğin
Başlangıcında Kişinin Biyolojik Durumunda, Sonunda İse, Psiko-Sosyal Durumunda
Bir Değişiklik Bulunmaktadır. Böylece Bu Dönemin Başlangıcı Da, Sonu Da Birer
Kişisel Kriz Demektir. Dolayısıyla, Bugün Artık Oldukça Uzun Bir Süre İçinde
Kabul Edilen Ergenliği "Erken", "Orta" Ve "Geç Dönem"Ler Olarak Ayırt Etmek
Olasıdır (Koptagel-İlal, 1991).
A) Bedensel Özelliklerini Kabul Etmek Ve Bedenini Etkili Biçimde Kullanmak:
Ergenlik, Bir Dizi Hızlı Bedensel Değişimle Biyolojik Olarak Başlar; Bu
Değişimler Büyük Ölçüde Bir İnsanın Yetişkin Boyuna, Ağırlığına, Bedensel Ve
Cinsel Özelliklerine Kavuşmasını Sağlar. Bunun Sonuçlarından Herkes Hoşnut
Kalmaz. Bir Kız Ya Da Erkek Çocuk, Kendini Çok Kısa Ya Da Çok Uzun Bulabilir.
Umduğu Kadar Yakışıklı Ya Da Güzel Olmadığını Düşünebilir. Buradaki Gelişim
Görevi Bedensel Özelliklerini Kabul Etmeyi Ve Onları En İyisi Sanmayı
Öğrenmektir.
B) Eril Ya Da Dişil Bir Toplumsal Rolü Gerçekleştirmek:
Hala Değişen Bir Dünyada Bu Görev Bir Ergenin Bugün Yapmak Zorunda Olduğu
Dönemlerin En Önemlilerinden Birini Oluşturmaktadır. Bu Davranış Tarzını Açıkça
Eril, Diğerini Açıkça Dişil Olarak Etiketlediğimiz, Yıllarda "Bir Erkek Ya Da
Kadının En Uygun Davranışı Nedir?" Sorusunu Yanıtlamamız Kolaydı. Oysa Bugün Bir
Çok Kişi Cinsler Arasındaki Benzerlikleri Farklılıklardan Daha Fazla
Vurgulamaktadır. Kumaş Pantolonlar, Blucinleri, Unisex Saf Kesimlerini
Düşünelim. Kuşkusuz En Büyük Değişimler Kadın Rollerinde Ortaya Çıktı. Ama
Herkes Aynı Yönde Hareket Etmemektedir. Kimileri, Toplumsal Rollerini Geleneksel
Çerçevede Gerçekleştirme, Kimileri Eşitliği Ve Birbiriyle Örtüşen Davranışları
Savunmakta, Kimileri Aşırı Uçlar Arasındaki Yerini Korumaktadır. Anlaşılır Bir
Biçimde Ana-Babaların, Öğretmenlerin Ve Ergenlerin Kendilerini, Yakın Geçmişten
Kesinlikle Farklı Olan Bir Şimdiki Zamandan Köklü Biçimde Ayrılan Bir Geleceğe
Hazırlanma Konusunda Kafaları Karışmaktadır.
C) Her İki Cinsten Yaşıtlarıyla Yeni Ve Daha Olgun İlişkiler Kurmak :
İlk Ergenliğin Büyük Ölçüde Aynı Cinsten Arkadaşlardan Kurulan Yaşıt Grupları
Şimdi Yerini Daha Olgun Erkek Kadın İlişkilerine Bırakmalıdır. Ergen, Karma Bir
Grupta Gülüşmeden, Kızarmadan, Terlemeden Ne Söyleyeceğini Ve Nasıl
Söyleyeceğini, Yetişkinlere Özgü Çeşitli Toplumsal Etkinliklere Nasıl
Katılacağını Öğrenmek Zorundadır. Kültür, Bu Toplumsal İlişkilerin Ne Olduğunu
Büyük Ölçüde Belirler; Bir Toplumdan Diğerine Ve Sınıflar Arasında Değişiklik
Gösterir.
D)Ana-Babadan Ve
Diğer Yetişkinlerden Duygusal Bağımsızlığı Gerçekleştirmek
Ana-Babadan Özellikle Davranış, Tutum Ve İlgiler Bakımından Bağımsız Olmaya
Girişen Ergenler, Genellikle Önceden İzin Almadan, Ardından Da, Ayrıntılı Rapor
Vermek Zorunda Kalmadan Bir Şeyleri Arkadaşlarıyla Birlikte Yapmak İsterler.
Daha Çok Çöplüğe Benzeyen Yatak Odasının Kapısına "Özel Mülkiyet", "Uzak Durun"
Levhaları Astığını Belli Sürelerde Anımsarsınız. Fakat, Bağımsızlığın Getirdiği
Özgürlükle Birlikte, Ana-Babaya Ve Diğer Yetişkinlere Duyulan Sevgi Ve Saygıyı
Veren Bir Başka Boyut Daha Vardır. Bu Boyut, Vermeyi Ve Almayı Her İki Tarafı Da
Anlamayı Gerektirir. Havınghurst'un (1972) Belirttiği Gibi Ergenler,
Ana-Babalar, Onların Üzerinde Otorite Kurmaya Kalkıştığında Sıklıkla Baş
Kaldırırlar. Ama Ana-Babalar Onların Sorumlu Yetişkin Gibi Davranmaya
Yüreklendirdiğinde, Bağımlılık Göstermeye Çalışırlar. Burada Da Kültür, Önemli
Bir Rol Oynar. Bağımsızlık Görevi Alt Sınıftan Orta Sınıftakinden Daha Kolay
Yerine Getirilmektedir. Orta Sınıf Uzayan Eğitimi, Ekonomik Desteği, Geçilmiş
Olan Evliliği, Daha Fazla Kazımayı, Özellikle Ergen Kızları Vurgulamaktadır.
E) Evliliğe Ve Aile Yaşamına Hazırlanma:
Bu Gelişim Görevi, Bir Çok Açıdan, Az Önce Tartışılan Yönü, Dördüncü Görevlerde
İlerlemeler Kaydedilmiş Olmasına Bağlıdır. "Deneme Evliliği", "Birlikte Yaşama"
Gibi Toplumsal Geleneklerdeki Değişimler Belki Bu Gücü Çağdaş Ergenler İçin Daha
Zor Ergenlerin Çoğu Büyük Olasılıkla Sonunda Evlenmeyi Ve Çocuk Sahibi Olmayı
Beklemektedir. Ancak, Havıghurst'un Belirttiği Gibi Bazen Ergenler Evliliği Ve
Aile Yaşamını Zevkle Beklerler. Bazıları İse, Düşmanlık Ya Da Korku Hissederler.
Açıkça Bir Bireyin Bu Alandaki Tutumu, Başarısı Ya Da Başarısızlığı Hem
Kültürden Ve Sosyo-Ekonomik Düzeyden Hem De Aile Deneyimlerinden Etkilenir. Bir
Çok Ergen Fazla Düşünmeden Ya Da Hazırlanmadan Ve Çoğu Zaman Ev İşleri Ya Da
Çocuk Yetiştirmek İçin Gerekli Olan Becerilere Sahip Olmadan Evlenmekte Ve Çocuk
Yapmaktır. Bu Olduğunda, Lise Veya Üniversite Düzeyinde Gerekli Kurslara Ve
Rehberliğe Baş Vurularak Daha Fazla Çaba Harcadığını Görmekteyiz
Siz erişkin ve yetişkin kuşak olarak ,önce gencin bir insan olduğunu
kabul edin. Ona sevgi ve saygı gösterdiğinizi belirtin.
Gencin yaşamına,giyinişine,süslenmesine ilişkin karar alırken durumu
gençle konuşun;onun düşünce ve önerilerine anlayış ve saygı gösterin.
Aile ve evle ilgili konularda ve sorunlarda gencinde düşünce ve
önerilerini alın;onunla konuşup tartışmaktan kaçınmayın.
Gençlerle yapılan konuşma ve tartışmaları onları konuşarak ve
yıldırarak kesmeyin.
Konuşma ve tartışmalarda kırıcı ve sert olmaktan kaçının.
Gencin tutum ve davranışlarına biçim ve yön verirken, ‘benim
gençliğimde’ diye başlayan konuşma ve öğütlerden kaçının.
Bütün amaç beklenti ve isteklerinizin hemen o anda tümüyle
gerçekleşmeyeceğini bilin.
Gence bol bol öğüt vermek yerine,örnek davranışları yapın yada bulup
gösterin.
Gence ödül ve ceza verirken tutarlı tutarlı olun. Kimi kez ödül
verdiğiniz bir davranışı başka bir zaman kötüleyip yermekten kaçının.
Çocuklarınızı geleceğinizin garantisi gibi görüp,onlardan çok fazla
şey beklemeyin. Bu yoğun beklenti ve baskılar onların tüm kuralları
reddetmeleri şeklinde sonuçlanabilir.
Çocuklarınızla ilgilenin. Onların her türlü davranışını reddetmek ya
da onaylamak yoluna gitmeyin. Bu tutum onların belirsizlikler içinde
başkaldırıp,insanları hiçe saymalarına ya da bazı gruplara katılmalarına
neden olabilir.